yeniler
kim ne demiş ?
çalan müzikharika
Adres Değişikliği
müzik perihan modem :)
heci remezan'a
insanları aldatmayalım dostum
Yağmur yedik yine:)
güncelle(me) ?
bayram günü oldumu hüzün:)
sorun sizde
Ne Okuyorum ?
Direnişin Dili ...
kategori: Bam Teli | (1) Yorum | Yorum Yaz.. |15.8.2007
Sık takip ettiğim, yazılarını derin, bilinçli ve inançlı bulduğum bir yazardan, Leyla İpekçi'den unutmamamız gereken ama maalesef sürekli unuttuğumuz bir meseleyi hatırlamak için ...
Bugünün hain ile kahramanları giderek yer değiştiriyor. Varoluş mücadelesi veren, mazlumların yanında olan ve silah yerine sözle direnmeye kalkanlar bir çırpıda hain ilan edilebiliyor.Masum birini arkadan vuranlar, steril eldivenleriyle sivillerin üzerine uçaktan bomba bırakanlar ise kahraman oluyor.
Kahraman, nefsiyle mücadelesinde zafer kazanmış, nefsinin rızasıyla hareket etmek yerine, onu terbiye etmeyi becermiş kişidir her şeyden önce. Almak yerine vermektir onun vazifesi. Güçlü ve haklı durumdayken düşmanını affetmeyi bilir.
Hazla değil hayır yapmakla tatmin olandır kahraman. Kötülüğü ve saldırganlığı kutsayarak merhamet, bağışlayıcılık, iyilik, şefkat gibi erdemlerin üzerini örten biri kahraman olarak adlandırılabilir mi hiç? Öfke ve intikam hisleriyle saldıran değil, şiddete karşı koyarak direniş uygulayandır kahraman.
Mazlumun gücü
Kendi konforlu hayatından kalkarak binlerce kilometre öteye, Filistin'e gelerek, evi başlarına yıkılan köylülerin önünde kendi vücudunu siper etmeye kalkışan, orada insanlığın ölmediğini haykıran bir avuç kahramandan biriydi Rachel Corrie. Sonra bir gün, bir evin yıkılmasını önlemek için buldozerin karşısına geçerek ezildi. Katledildi.
Corrie, bugünün zorbalarına karşı çırılçıplak bir vicdan olarak direndi. Bizler "ben ne yapabilirim, savaş kararını ben mi vereceğim" diye yarım ağız işgalci güçleri kınarken, 23 yaşındaki bu kız, Washington'dan kalkıp, kendi ülkesinin tüm iktidar güçlerine meydan okudu. 2003 yılının ilk aylarında oradaydı. Şöyle yazıyordu ailesine mektuplarında:
"Bu sürüp giden sinsi soykırıma tanık olduğumu ve çok korktuğumu ve insan doğasının iyiliğine olan temel inancımı sorgulamaya başladığımı anlatmak istedim. Bu artık bitmeli. Hepimizin her şeyi bırakıp, yaşamımızı bunun sona ermesi için çabalamaya adamamız iyi bir fikirdir. Ben hâlâ Pat Benatar dinleyerek dans etmeyi ve erkek arkadaşlar bulmayı ve iş arkadaşlarımın karikatürlerini çizmeyi çok istiyorum. Fakat bu zulmün sona ermesini de istiyorum. Benim ve buradaki insanların dünyaya gelirken istedikleri bu olamazdı."
Kendimiz için istediğimizi başkaları için de dilemeden gerçek bir mutluluğa nasıl kavuşabiliriz bilemiyorum. Ama direnişin dilini konuşanların, bu dili geliştiren ve bu dille vicdanın sesini işitmemizde rol oynayanların sayısının hızla artması gerekmiyor mu sizce de? Bir avuç değil, binlerce eylemci gidebilmeliydik dünyanın mazlum kitlelerinin yanına. Binlerce kişi dikilmeliydik Kalaşnikof'un, salkım bombasının hedef alanına, uzaktan kumandalı füzelerin menziline.
Rachel gibi direnişin dilini konuşacak kahramanlara her zamandan çok şimdi ihtiyacımız var. Zorbaların sesiyle konuşurken, kendimizi onların diliyle tanımladığımızı bile fark edemiyoruz. Bize bu sahte kahramanlar böyle tanıtıyorlar kendimizi. Ne kadar iyi ve takdire şayan olduğumuzu hissettiriyorlar. Ancak böyle sürdürebiliyorlar çünkü kendi zulümlerini.
Mazlumlar ise dünyanın her yerinde haksızlığa uğramanın verdiği bir kudrete sahip. Nedir mi bu kudret? Zorbaların karşısında haksızlığa uğramanın getirdiği bir direniş gücü. Bu, onları en azından haksızlık yapmaktan alıkoyuyor. Aralarında müthiş bir dayanışma, ezilmekten ve zulme uğramaktan kaynaklanan büyük bir merhamet hissi, görülmez ama hissedilebilir bir iyilik haresi oluşturuyorlar.
Nitekim Rachel da, İsrail buldozeri altında can vermeden önce, anne ve babasına yazdığı son mektupta bu ruh halinin onu ne kadar etkilediğini anlatıyor: "Özellikle buradaki insanların, bizim onlar adına hayatımızı tehlikeye atışımızdan daha çok, öncelikle rahatımız ve sağlığımızla ilgilendiğini hissediyorum. Silah sesleri ve patlayan bombalar arasında, insanlar çay ve yiyecek vermek için çabalıyorlar."
Corrie'nin elindeki megafonla buldozerin karşısına dikilip "dur" diye defalarca bağırdığının uluslararası eylemcilerden yedi canlı tanığı vardı. Fakat onu bile isteye ezen, vücudu üzerinde gidip gelen buldozeri kullananlar hiçbir zaman yargıya çıkmadı. İsrail ordusu bunun bir kaza olduğu sonucuna vardı. Sürücünün Rachel'ı fark etmediği ileri sürüldü. Medya organlarının çoğu ise bu katliamı görmezden geldi.
Zorbalığın karşısında
Bununla da kalmayıp, Corrie'nin, teröristlerin kullandığı silahların depolandığı bir deponun yıkılmasını engellemeye çalıştığını ileri sürdüler. Hatta Corrie'nin terörizmi destekleyen uluslararası bir örgüt tarafından beyninin yıkandığını, onlara kanan masum bir genç kız olduğunu iddia ettiler.
Oysa Corrie, eczacı Samir Nasrallah'ın kardeşi, eşleri ve çocuklarıyla birlikte yaşadığı evin yıkılmasını durdurmaya çalışıyordu. Daha sonra bu evin etrafındaki evler aynı yıl içerisinde yıkılırken, Nasrallah'ın evine kimse el sürmedi. Ancak birkaç ay sonra, aile evden zorla atıldı ve ardından ev de yıkıldı.
İki yıl kadar sonra İnsan Hakları İzleme Raporu, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde herhangi bir tehdit oluşturup oluşturmadıklarına bakmaksızın 2500 evi yıktığını belirtti. Bu evlerin üçte ikisi Refah'taydı. Refah'ın yüzde onu mülteci durumuna düştü.
Direnişin dili ise kendini kulaktan kulağa fısıltılarla haykırmayı sürdürüyor. Çünkü kötülüğün profesyonellerinin karşısında iyiliğin gönüllüleri var. İşitmek isteyenlere.
yazdır(IE) | (1) yorum | yorum yaz | oku
| |
| önceki sayfa | sonraki sayfa |